Yeraltı Edebiyatını Sevdiren Türk Yazarlar
Kültür & Sanat

9 dk okuma

Edebiyatın diğer dallarından işlediği konu ve dili ile ayrılan Yeraltı Edebiyatı, ancak 18. yüzyıl sonlarına doğru Gotik anlayış ile ile temelleri atılabilen bir üsluptur. Kendinden önce gelen edebi anlayışa isyan ederek bir başkaldırı niteliğinde çığlıklar atan akımın özgürleştirici dili sınırları bir nevi yok eder.

Bu akım yaşamda var olan ama edebiyatın kibar dili içerisinden çıkarılmış karakterleri yani önceki yazarların okuyucusuna sunduğu formu belirli karakterleri ortadan kaldırır. Genel kuralları çiğneyen, ahlak yasasına başkaldıran ve ötekileştirilmiş olanları içine alan edebiyat dili adının bir yansıması olarak karanlık ve kuytuda kalanları işler.

Görmezden gelinen gerçek karakterleri işlerken yazarın hayal gücünün sınırlarını da aşarak okuyucusunu meraklandıran ve beynini araştırmaya iten bir dil kullanır. Bu akıma mensup kaliteli bir kitabı okurken gerçekler ve hayal dünyası arasında kurulan köprüden sürekli geçmeniz gerekir. Soyut ve somut kavramların birbirine kenetlendiği yazıları okurken bilinçaltınız durmadan bir sorgulama içine girer.

Yeraltı Edebiyatı Nedir ve Ne Zaman Ortaya Çıktı?

Türk Yeraltı Edebiyatı kavramının ne olduğunu anlamak için öncelikle bu kavram hakkında biraz fikir sahibi olmanız gerekir. Farkında olmadan denk geldiğiniz bu akıma ait bir kitabı okurken şaşırabilir, ne yöne bakacağınız konusunda kararsız kalabilirsiniz. Eserlerin yazılışındaki temel dürtüyü anlamak hikâyenin akışında doğru yolu bulmanızı kolaylaştırır.

1800’lü yılların sonundan itibaren bazı yazarlar kalıplara bağlı edebiyatın sınırlayıcı tavrını aşırı zorlama bulmaya başladığı için Yeraltı Edebiyatının ilk tohumları atılır. Özellikle 19. yüzyıl ortası ve 20. yüzyıl başında tam anlamı ile oluşmaya başlayan yeni edebiyatın kurucularının ilk hedefi kullandıkları dilin zincirlerini kırmak ve yadırganan noktaları normalleştirmektir. Eleştiri ağırlıklı bu dilin sert ve aykırı sözlerini okurken gerçek ve hayalin belirsiz çizgisinde yönü şaşırabilirsiniz. Toplumun tabu haline getirdiği cinsellik, marjinallik, küfür ve alkolizm gibi kavramları en açık hali ile dışavurumcu bir dille anlatır.

Yeraltı Kültürü ve Sanatı Nedir?

Sadizmin fikir babası olarak bilinen Marquis de Sade (1740-1814), Erotizm, şiddet ve sadizmin temellendiği kitaplarını yazdıktan sonra sadece toplum tarafından dışlanmakla kalmamış bir de bunun için hapis cezası almıştır. İşte Yeraltı Edebiyatı’nın kökeni böyle isyankâr yazarlar ile tekellik şeklinde başlamış ve dönemin değişen fikir yapısı ile 1900’lü yılların başında genele yayılmaya başlamıştır.

Şüphesiz ki bu ilhamla yola çıkan Dünya çapında ünlü pek çok yazarı sayabiliriz ama en başa Charles Bukowski’yi (1920-1994) yazmak zorundayız. Edebiyatın şairane, gerçeklikten uzak ve onaylanan konularına isyan edip tüm tabuları yıktığında tek çerçevesi kendi cesareti olan bir yazar… Yeraltı Edebiyatını kitlelere tanıtan yazarın Factotum, ‘Kasabanın En Güzel Kadını ve Pulp gibi birkaç eseri en çok bilinenler arasında bugün bile yerini korur.

Yazılı eserler ile başlayan Yeraltı Edebiyatı, “Dövüş Kulübü (Fight Club, Chuck Palahniuk)” kitabının 1999 yılında sinemaya uyarlanarak film olarak çekilmesi ile bir kültüre dönüşür. Yıllar geçtikçe Yeraltı Kültürü farklı alanlarda isyankâr sanatçı ve yazarların bu yola baş koyması ile toplumun tüm yargılarını teker teker kırmaya devam eder. Günümüzde hala bu cesur insanların eserleri sayesinde tabular yıkılarak en derin gerçekler tabu olmaktan çıkmaya devam eder.

Günümüzde yıllar boyu alışılmış edebiyatın iyilik ve kötülük arasında sürekli iyi olanı seçmesinin yaşattığı ütopyaya karşı çıkan bir sanat ve edebi anlayış haline gelmiştir. İnsanın en temel dürtülerinden doğan arzu, haz, korku, kötülük gibi ilkel addedilen ama en başından beri içimizde olan duyguları açığa vurur. Bu duygular ne kadar saklansa da her daim “Gel bana!” nidaları ile insanı karanlığa çağırıyorsa Yeraltı Kültürü için gerçeğin ta kendisidir denilebilir. Muhalif ve anarşist kahramanların beyaz ve siyah ayrımı olmadan kötülüğe sarıldığı yazıları okurken dürtüleriniz ile tüm çıplaklığı ile karşılaştığınızda şok yaşayabilirsiniz. Unutmayın ki halının altına süpürülenler başkaları tarafından görülmese de orada olmaya devam eder.

Türk Yeraltı Edebiyatı Yazarları

Türk Edebiyatı zenginliği ile dünyadaki emsallerine taş çıkartan eserlere sahip olsa da söz konusu Yeraltı Kültürü olduğu zaman sayılabilecek henüz pek fazla yazar adı yoktur. Edebi dilin inceliklerini ustalıkla kullanan yazarların karşısında durmaya cesaret eden ve yazdıkları ile topluma aykırı yollar çizen birkaç önemli yazardan bahsedebiliriz.

Hakan Günday

Kavramların ele alınış biçimi ve kullanılan yazım dili açısından tamamı ile bu kategoriye giren ilk yazarlardan biri oldukça popüler olan Hakan Günday! Türk Yeraltı Edebiyatı için önemli bir isim olan Günday, aynı zamanda dünyanın en prestijli edebiyat ödüllerinden biri olarak görülen Mecidis En İyi Yabancı Roman Ödülü’nün de sahibidir. Genç sayılabilecek bir yaşta yazdığı (24) “Kinyas ve Kayra” adlı roman Türk Yeraltı Edebiyatı eserleri arasında en önemliler arasında yer alır. “Az” adlı eseri de dahil olmak üzere diğer kitapları da Yeraltı Kültürünün karanlık yönlerini bir yanıyla içine alır. Yazarın kendini bu gruba dahil etmediğini ve her yazarın ayrı bir dünyası olduğuna inandığını da ekleyelim.

Metin Kaçan

“Ağır Roman” adlı insanı derinden sarsan kitabın yazarı olan ve 2013 yılında intihar ederek aramızdan ayrılan Metin Kaçan da bu alanda bilinen isimlerden biridir. Sinemaya uyarlanan ve her anında rahatsız edicilikte sınır tanımayan karanlık gerçekle dolu bu roman iki alanda da popülerdir.

Cumhur Orancı, “Domingo Garcia’dan Geriye Kalan Öykü” ve “Butterfly’ın İntihar Seferi” eserleri de bu türün temsilcisi olmasını sağlar. Sibel Torunoğlu sapkın olarak nitelenen “Travesti Pinokyo” eseri ile okuyanı rahatsız eden bil dili yakalayarak bu grup içine adını yazdırır. Oğuz Atay’ın ağır gerçekleri kendine konu etmesi, şaşırtıcı ve sert dili de onu bu alanda değerlendirmek için yeterli bir sebep olabilir.

Hikmet Temel Akarsu da Yeraltı Edebiyatına dahil edilen Türk isimlerden biri olduğu için Hürriyet Gösteri Dergisi yazısında kendi gruplamasından bahsetmiştir. Ona göre, “Sait Faik ve Yusuf Atılgan” bu türde Türkiye’de eser veren ilk isimlerdendir. Küçük İskender’in peş peşe yayınlanan aykırı ve toplumda merak uyandıran eserlerini de bu karanlık ve gerçekçi anlayışa dahil edebiliriz.

Türk Yeraltı Edebiyatı Eser Önerileri

1990’lı yılların ardından Türk Yeraltı Edebiyatı olarak nitelenebilecek eserler verilmeye başladı. Bu dönemde anarşinin edebiyatta kendini göstermesi, 80’lerin kapitalist baskılarından sonra gelişen 90’ların “dişe dokunmayan” temalarına karşı çıkış ile bağdaştırılır. Yeraltı Edebiyatı kitaplarının merak uyandıran, aykırı, rahatsız eden ve öze döndüren birkaç örneğinden bahsedelim.

Cumhur Orancı

Cumhur Orancı, Acı Düşler Bulvarı; İstanbul’da başlayıp Amerika’ya ulaşan bir travesti cinayetinin alt metinlerinin rahatsız edici gerçeklikle anlatıldığı bir kitap olarak görebiliriz. Kitabı okurken sürekli olayı çözdüğünüzü düşünecek ama her sonraki sayfada yanılacaksınız.

Hakan Günday, Kinyas ve Kayra; cinayet ve uyuşturucu satıcılığı ile hayatını devam ettiren iki dostun öyküsünü tüm çıplaklığı ile okuyucuya sunar. Modern hayatın sunduklarını reddeden arkadaşlar arasında kahraman yok. Anti kahraman anlayışı ile kalıplara meydan okuyan bir içeriğe sahiptir.

Sibel Torunoğlu, Travesti Pinokyo; şizofreni sancısı çeken bir dile sahip olan bu kitapta eşcinsellik gibi tabu olan konular ele alınırken farklı ilişki türlerine sahip insanların hayatından kesitlere yer verilmiştir. Kendi gözünüzden baktığınız insanları bir delinin objektifinden görmek istiyorsanız bu kitap tam size göre!

scrolltotop svg